İşçi Aileleri: Merhamet Değil ADALET İstiyoruz…

28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma / Yas Günü etkinliği Petrol-İş Sendikası’nın Altunizade’deki Genel Merkezi’nde yapıldı. Davutpaşa, Ostim/İvedik, Tuzla, BEDAŞ, Tekstil, Van Bayram Oteli, Zonguldak Madencileri, Uçak Kazası, Ostim Galveniz İşçileri, Hatice Yurttaş ve Ev İşçileri ailelerinin katıldığı etkinliğe yine başta diğer işçi aileleri olmak üzere, birçok emek ve meslek örgütü temsilcisinin de aralarında bulunduğu 230 kişi katıldı. Etkinlik sonunda 28 Nisan’ın ülkemizde iş cinayetlerinde ölen ve yaralananları anma günü ilan edilmesi, işçi aileleri arasında bir koordinasyonun sağlanması ve iş cinayetlerine karşı mücadelenin yükseltilmesi kararları alındı. (28 Nisan etkinliğinin içeriği, resim ve video görüntüleri ile ilgili ayrıntılı bir rapor hazırlamaktayız.) Aşağıda basın emekçisi arkadaşlarımızın etkinliği dair hazırladıkları haberleri bulabilirsiniz…
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Adalet arayan aileler bir araya geldi

OSTİM’deki patlamada yaşamını yitiren Dilek Güler’in kardeşi, “Davutpaşa patlaması hayatımızın dönüm noktası oldu. 20 canımızı kaybettik. Ateşin üzerini örtmeye çalışsalar da ateş hala kor halinde içimizde. Biz sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Sizden istediğimiz ne kadar kalabalık olursak sesimizi daha çok duyurabiliriz” dedi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden ve Yaralananları Anma Günü nedeniyle düzenlediği etkinlikte iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin aileleri bir araya geldi. “Merhamet değil adalet istiyoruz” diyen aileler, kamuoyundan ve sendikalardan destek beklediklerini bildirdi.

Petrol-İş Sendikası Genel Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte konuşan OSTİM’li ailelerden Dilek Güler’in ağabeyi Nihat Güler, şirketin ihmali nedeniyle kardeşinin OSTİM’deki patlamada hayatını kaybettiğini söyledi. Ümraniye’de iki gün önce meydana gelen patlamayı da hatırlatan Güler, iş kazalarının önlenebileceğine dikkat çekti.

OSTİM’de yaşamını yitirenlerden bazılarının ailelerinin bir sonuç çıkmayacağını düşünerek dava açmadıklarını söyleyen Güler, “Biz davamızı takip ediyoruz. Bize yardımcı olan, öncülük yapan Davutpaşalı aileler var” dedi.

Dilek Güler’in kardeşi ise şunları söyledi: “Davutpaşa patlaması hayatımızın dönüm noktası oldu. 20 canımızı kaybettik. Ateşin üzerini örtmeye çalışsalar da ateş hala kor halinde içimizde. Biz Bir Umut Derneği dışında hiçbir yerden destek görmüyoruz. Duruşmalara katılım olmuyor. Biz sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Sizden istediğimiz ne kadar kalabalık olursak sesimizi daha çok duyurabiliriz. 1,5 yıldır uğraşıyoruz. Davutpaşalı aileler 5 yıldır uğraşıyor. Kamu kuruluşlarının davaya dahil olması için uğraşıyoruz. Ama bu sürekli savsaklanıyor.”

’15 SENE SONRA MESLEK HASTALIĞINDAN ÖLEBİLİRİM’

OSTİM’de çalışan galveniz işçisi İbrahim İlhan, “15 sene sonra meslek hastalığından ya da galvez ocağına düşüp ölebiliriz” diye konuşmasına başladı. İlhan, geçen sene bir işçinin asit kazanına düştüğünü hatırlattı. Kimyasal maddelerle yapılan galvenizin, Türkiye’de yeni gelişen ve büyüyen bir sektör oluğunu belirten İlhan, sürekli kimyasala maruz kaldıklarını, işyerlerinde havalandırma olmadığını anlattı.

İlhan, “Sabah uyandığımızda bütün vücudumuz uyuşmuş oluyor” dedi. Önümüzdeki 15-20 yıl sonra meslek hastalığı nedeniyle ölümlerin görülebileceğini, bu nedenle şimdiden önlem almak istediklerini söyleyen İlhan, yaz aylarında bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. İlhan, “Sadece acıyı yaşayan insanların değil diğer demokratik kitle örgütlerinin de destek vermesi gerekiyor” dedi.

ETHA

Davutpaşalı aileler mücadelede kararlı

Davutpaşalı ailelerden Hakkı Güler, “Bize dediler ki ‘karşınızda devlet var, devlet ile başa çıkılmaz.’ Karşımızda devlet de olsa mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu da Türkiye’de emsal olsun, başka işverenlerin iş güvenliğini sağlamalarına vesile olsun” dedi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden ve Yaralananları Anma Günü nedeniyle düzenlediği etkinliğe, kararlı mücadeleleri ile pek çok aileye ilham olan Davutpaşalı aileler de katıldı.

‘HUKUK GÜÇLÜNÜN YANINDA’

Davutpaşa patlamasında eşi Gülhan Çabuk’u kaybeden İdris Çabuk, Türkiye’de iş cinayetlerinin hep gözardı edildiğini söyledi, “Kendi başımıza gelince anladık” dedi. Ailelerin hukuki mücadele yürütmediğini, tazminat alıp kenara çekildiklerini belirten Çabuk, Bir Umut Derneği’nin kendilerini bilgilendirmesi sonucu mücadeleye başladıklarını anlattı.

Çabuk, “Tabi biz normal vatandaşlar olarak bilgimiz olmadığı için ilk etapta çekinerek başladık. Çünkü hukuk sistemi güçlünün, paranın yanında oluyordu her zaman. Buna rağmen yola çıktık. Çok uğraştık” diye konuştu. Olaydan iki yıl sonra dava açıldığını hatırlatan İdris Çabuk, bilirkişi raporlarında devletin kurumlarının sorumluluğu görüldüğü halde bu kurumların suçlarını örtmek için her türlü yolu denediklerini kaydetti.

Çabuk, öncesinde ve dava süreci için, “Destek olanlar oldu. Fakat bizim ülkede çoğunluk bu tip davalara herhangi bir sonuç çıkmaz mantığı ile baktılar. Biz bu zinciri kırdık” dedi.

Sadece Zeytiburnu Belediye Başkanı’nı sanık sandalyesine oturtabildiklerini kaydeden Çabuk, idari amirlerin sorumlular hakkında dava açılmasına izin vermemesine ilişkin, “Oy vererek seçtiğimiz insanlar hırsızı, katili koruyor” dedi. “Adını nefretle anıyorum” dediği dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler’in patlamada sorumluluğu olan görevli hakkında soruşturma izni vermek yerine terfi ettirdiğini ifade etti. Çabuk, “Onlar paranın ve hırsızlığın yanında yer alıyorlar. Vatandaşın uğradığı haksızlıkları engellemek yerine büyük patronların ne dediğine bakıyorlar” dedi.

Kendilerine destek olmayan sendika ve meslek örgütlerine sitemde bulunan Çabuk, “Arkamızda olsunlar, maddi değil ya da flamayla, afişle değil kişi olarak arkamızda dursunlar” dedi. Çabuk, Davutpaşa’nın sorumlularının cezalandırılması durumunda OSTİM, Bursa, Karadon, Adana’daki baraj patlamasının, Erzurum’da TEDAŞ işçilerinin ölümünün engellebileceğini söyledi. Çabuk, ekledi: “Biz yolu açtık. Bu yolda tüm arkadaşlarımızla yürümek istiyoruz. Yılmayacağız, korkmuyoruz. Biz çalışanların haklarını arıyoruz. Destek bekliyoruz.”

‘ACIMIZI GÜCE DÖNÜŞTÜRDÜK’

Hakkı Güler, acılarını güce dönüştürdüklerini söyledi. Amaçlarını “başka canlar yanmasın, başka aileler yıkılmasın” olarak açıklayan Güler, işçileri temsil eden örgütleri yanlarında görmek istediklerini dile getirdi. Güler, şöyle konuştu: “Hayatını kaybeden insanların yakınları olarak gelin gücümüzü birleştirelim. Örgütlü bir gücün karşısında hiçbir engel duramıyor. Biz başka ocaklara ateş düşmesin diye çırpınırken sesimiz kısılmaya çalışıldı. Ama biz pes etmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Bize dediler ki ‘karşınızda devlet var, devlet ile başa çıkılmaz.’ Karşımızda devlet de olsa mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Hiçbir zaman tazminat için bu yola başkoymadık. Bana tüm dünyayı verseler kardeşimin tırnağını değişmem. Sorumluların cezalarını çekmelerini istiyorum. Bu da Türkiye’de emsal olsun, başka işverenlerin iş güvenliğini sağlamalarına vesile olsun. Başka acılar olmasın diye, elimizden geldiği kadar iş cinayetine kurban giden ailelerin yanında olmaya devam edeceğiz.”

’28 NİSAN’DA YAS İLAN EDİLSİN’

Salih Temel, 28 Nisan’ın Türkiye’de de yas günü ilan edilmesi için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.

DEVLET YANLARINDA OLMADI

Adnan Saray, “Bizler Davutpaşa’da patlama olduğu zaman içimize düşen ateşi Türkiye’ye düşmüş olarak gördük. Ama ne vali, ne bakan, ne cumhurbakanı kimse yanımızda olmadı” dedi. Elbistan’da toprak altında kalan işçileri hatırlatan ve bunun içini yaktığını belirten Saray, “Bizler cenazemizi aldık maalesef 27 işçinin ailesi… Sadece toprak var. Devletin en büyük ayıbı. Devlet kendi yaptığı santrale ulaşamıyor” dedi. Saray, şöyle devam etti: “Bir belediye başkanını sen suçlusun diye benim ifademi aldığın gibi, baklava çalanın ifaesini aldığın gibi belediye başkanının da ifadesini al.”

Denetim yetersizliğine dikkat çeken Saray, 17 ilçede denetim yapan sadece 7 kişi olduğunu söyledi.

Saray, 1 Mayıs’ta Taksim’de olacaklarını da duyurdu.

ETHA

‘Aileler mücadelesini sokaklara taşısın’

Eşini Tuzla tersanelerinde yitiren Ruhiye Levent, Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “Bu kadar ağır bir sanayi kolunda ayda 10-15 işçinin ölmesi gayet normaldir” açıklamasını hatırlatarak, “Yani Türkiye’de insan hayatına verilen değeri kendi açıkca anlattı” dedi, iş cinayetlerine karşı mücadelenin sadece toplantılarla sınırlı kalmaması, sokaklara da taşınması gerektiğini söyledi.

28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden ve Yaralananları Anma Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte Tuzla tersaneleri de gündeme geldi. Tersanedeki patlamada eşini kaybeden Ruhiye Levent ile oğlunu iş cinayetinde yitiren tersane işçisi Hakkı Demiral, iş cinayetlerine karşı sokakta mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.

Tuzla tersanesinde bir patlamada eşi İbrahim Levent’i kaybeden Ruhiye Levent, salonda tersane işçilerinin ailelerinin olmamasını eleştirdi. Eşini 2006 yılında Dearsan Tersanesi’ndeki patlamada kaybettiğini hatırlatan Levent, “Ben isterdim ki bu salonun yarısı tersane işçilerinin aileleri ile dolsun” dedi.

KAN PAZARLIĞINI ANLATTI

Tuzla tersanelerinde Limter-İş Sendikası ile birlikte mücadele ettiğini anlatan Levent, şunları söyledi: “Amacımız İstanbul’da veya ülkenin neresinde olursa olsun iş cinayetlerine tepki koymak. Sizlerden tek istediğim ailemizden bir parçamızı kaybedenler olarak, içimizdeki acıyı biraz olsun dindirebilmek için, bir eş daha boynu bükük kalmasın, bir çocuk daha babasız kalmasın diye yüreklerinden birer parça kopmuş aileler olarak birlikte olalım diyorum. Benim eşim vücudunun yüzde 95’i yanarak vefat etti. Hemen bir kan pazarlığına oturduk. Biraz sinirlerimiz gerilecek ama… Çocuklar perişan, ben perişan… Kan parasına oturmasam açız, otursam bir kanın pazarlığını yapıyorsunuz. Ama almasanız çocuklarınız aç. Oturduk aldık mahkeme karşısında imzamızı attık, hiçbir hakkımız kalmamıştır diye. Ama o parayı alıncaya kadar bile üstün çıktılar. Çok hakaretlere uğradım. Tersanenin avukatı bana ‘ne kadar yüzsüzsün. Sadece senin eşin mi öldü’ dedi. O arada sağolsun hep Limter-İş arkamdaydı, eylemler yaptık. O zaman da tersane sahibi evime gelip bir başsağlığı dileğinde bulunmadı, beni provakatör olarak nitelendirdi. Çalışma Bakanı Faruk Çelik efendi şöyle bir açıklama yaptı: ‘Bu kadar ağır bir sanayi kolunda ayda 10-15 işçinin ölmesi gayet normaldir.’ Yani Türkiye’de insan hayatına verilen değeri kendi açıkca anlattı. O zaman da kimse yoktu ailelerden yanımda. Benim eşim tersanede 16 yıl çalıştı. Çok fazla yaralanmalar, ölümler gördük. Şimdi burada da yok ama bundan sonra bir arada olalım, bu toplantılara katılalım ama sadece içeride kalmasın dışarı da taşıralım. Bir can kurtarabilirsek ne mutlu bize.”

İŞ SAĞLIĞI YASASI BİR VAHŞET

Oğlunu iş cinayetinde kaybeden ve yıllardır tersanelerde iş cinayetlerine karşı mücadele eden Limter-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demiral, “20 yaşındaki oğlumu kaybettim” dedi. Yıllardır Tuzla’da iş cinayetlerine karşı mücadele ettiklerini ve ‘tedbirler alınmazsa Türkiye Tuzla olacak’ dediklerini hatırlatan Demiral, 2008 yılında Tuzla tersanelerinde yaşam hakkı için iki günlük grev yaptıklarını hatırlattı.

Demiral, “Tüm ailelerin feryadını anlıyorum. Biz kendi başımıza gelmeden ülkenin bir ucunda yaşanan bir adaletsizliğe karşı sokağa çıkmadığımız zaman bu acı mutlaka bizi bulacak, bulmuştur da. Yüreğimizin bir parçasını toprağa vermişimizdir, ailemizin huzuru kalmamıştır. Ölümü ensemizde hissederek yaşamaya başlamışızdır. Mutlaka bir araya gelmeliyiz. Bu ülkenin neresinde olursa olsun mutlaka tepkimizi koymalıyız. Davalara sahip çıkmalıyız ama yaşam hakkı için, adalet için kavga etmediğimiz zaman sokakta bedel ödemeyi göze almadığımız sürece başarılı olamayız” dedi.

Meclis gündeminde bulunan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısını hatırlatan Demiral, bu yasanın işçi sağlığı ve iş güvenliğini özelleştireceğini kaydetti. Demiral, “Bu yasa tamamıyla vahşet. Bir uçurum olduğunu görmek gerekir” dedi, patronların elini güçlendireceğini söylediği yasanın geri çekilmesi için mutlaka mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

Demiral, yaşam hakkı grevinde kamuoyunun destek verdiğini ve tersanelerde bazı iyileştirmeler yapıldığına işaret etti, ama bunların kalıcı olmadığını söyledi. Demiral, ekledi: “Birbirimize ihtiyacımız var.”

ETHA

‘İnsan üzerinden kar-zarar hesabı yapılıyor’

Maden, elektrik, ev işçisi, gazeteci… Türkiye’de iş cinayeti yaşanmayan neredeyse hiçbir işkolu yok. Yakınlarını iş cinayetinde yitiren aileler ise “merhamet değil adalet” istiyor.

Yakınlarını iş cinayetlerinde yitiren aileler, 28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden ve Yaralananları Anma Günü nedeniyle bir araya geldi. “Merhamet değil adalet istiyoruz” diyen aileler, kan parası değil sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

Oğlu Sadık Kocakaya’yı Zonguldak madenlerinde yitiren Satılmış Kocakaya, “Kıvılcımın nasıl patladığını biz de bilmiyoruz, onlar da. Oğlum elekrik teknikeriydi” dedi. Kocakaya, konuşmasını daha fazla sürdüremedi.

Etkinlikte söz alan Çetin Uygur da Zonguldak’ta çok fazla “Satılmış” ismi olduğunu belirterek, “Anneler babalar Satılmış ismini madende çalışmaya gidecek ve oralardan geri gelmeyecek diye veriyor. Tanrıya adanmış tanrının korumasına bırakılmış olarak Satılmış ismi verilir” dedi. Osmanlı’dan bu yana madenlerde çalışma sisteminin değişmediğini söyleyen maden mühendisi, “Kocaman maden işletmeleri, işçilerin ceplerine sokuyor 500-1000 lira. Kader dedikleri ölümleri yaşayan işçiler en az 10 saat çalışıyor. Yediği tek domates, bir yumurta, bir parça ekmek. Sermaye onu ölüme mahkum etmektedir” dedi.
‘İNSAN YERİNE KONULMADIK’

Gaziosmanpaşa’da çalışırken yaşamını yitiren taşeron enerji işçisi Erkan Keleş’in ağabeyi Mustafa Keleş, “İş kazası diyorlar ama iş cinayeti” dedi. İki yıldır dava açılmadığını belirten Keleş, “Adalet bunun neresinde? Koşturuyoruz, ama bu dava bir türlü açılmıyor. Siyasiler adalet bir gün herkese lazım diyorlar, ama biz göremiyoruz” dedi. Kardeşinin bayramın üçüncü günü yaşamını yitirdiğini anlatan Keleş, 45 dakika asılı kaldığını ve hiç kimsenin müdahale etmediğini, ölüm sebebinin de boğulma olarak tespit edildiğini söyledi.

Keleş, şunları ifade etti: “En çok zoruma giden; insan yerine koyup da başınız sağolsun diyen yok. İnsan yerine koyulmadık, en fazla bizi üzen taraf bu. Orada bir adam ölmüş gitmiş şeklinde bakılıyor. Kan parasının falan peşinde değiliz. Suçlular suçunu çeksin diyoruz. Adalet istiyoruz.”

Kamil Kartal da enerji sektörünün en fazla iş kazalarının olduğu işkollarından olduğunu söyledi ve ekledi: “Bu bir maliyet sorunu. Elektrik sektöründe yapılan çalışmaların yüzde 70’i taşeron şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. Bu şirketlerde çalışanlar güvencesiz, sendikalaşma yok, iş güvencesi yok. Her gün bir can kaybı yaşanıyor.”

MASRAFLI OLDUĞU İÇİN FEDA EDİLEN İNSANLAR

Melen projesinde üzerine vinç düşmesi sonucu yaşamını yitiren mühendis Gülseren Yurttaş’ın kardeşi ise, “Bu olaylarda ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Mücadele ile ancak bu cinayetleri engelleyebiliriz. Kar-zarar hesaplaması sonucu masraflı olduğu için feda edilen insanlar bunlar. Kaza deyince basit bir şey haline geliyor, ama yakınlarını kaybedenler gayet iyi biliyor maliyetten kaçınıldığı için bu ölümler oluyor” dedi.

Çalıştığı evde cam silerken, pencerenin çıkması sonucu yere düşerek yaşamını yitiren Fatmal Aldal’ın eşi Hüseyin Aldal, “Eşim pencerenin hatalı olması nedeniyle düşerek vefat etti. Çalıştığı ev sahipleri bizi insan yerine koymadılar. Ev işçilerinin sigortalı olmasını istiyorum” dedi.

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Başkanı Gülhan Benli de Meclis’teki “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarası”nda ev işçilerinin olmamasını eleştirdi. Benli, ev işçileri için de güvenlik önlemi alınmasını istediklerini söyledi. Benli, “Ev içinde kazalar geçiriyoruz. Buna mahkum edilmek istemiyoruz. Güvence altına alınmak istiyoruz” dedi.

Van depreminde hayatını kaybeden gazeteci Sabahattin Yılmaz’ın eşi Aynur Yılmaz, kürsüye çıktı ancak gözyaşlarına hakim olamadı. Yılmaz, konuşamadan kürsüden indi.

Babasını Bayram Otel’de kaybeden Hale Erol ise, “Babam başka bir inşaatın teknik müdürlüğünü yapmak için Van’a gitmişti ve o otelde kalıyordu. Daha dava açılmadı. Buradaki herkesin canı yanmakta. Tek söylemek istediğim şu; babam 62 yaşındaydı, oraya çalışmaya gitmişti. Kendi çalışacağı otel ilk depremde hasar görmüş ve fotoğrafını çekmiş. Otel sahibine bunları mail göndereceğini söylemişti. Kendi gösterdiği sorumluluğu kaldığı oteldekiler göstermedi ve hayatını kaybetti” dedi.

Yine Bayram Otel’de babasını kaybeden Lale İmren, “Deprem sadece işçileri değil tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konu. Depremi engelleyemeyiz ama ölümleri engelleyebiliriz. Birinci deprem kader olabilir ama ya ikinci deprem? Sadece Bayram Otel’in yıkılması kader olamaz. Hiçbir insan o şekilde ölmeyi hak etmiyor. Ben 4-5 gün enkaz başında ağladım. Çıkan her cenazeye bakmak zorunda kaldım babamı teşhis etmek için. Bunda kim sorumluysa, otel müdüründen Çevre Bakanı’na kadar sorumluluklarının arkasında dursunlar” diye konuştu.

Bir Umut Derneği adına konuşan temsilci ise “Ailelerin adalet mücadelesine inanırız. Sorumluların yargılanması eksenli bir mücadele yürütürüz” dedi.

ETHA

‘Sorumlular mücadele ile cezalandırılabilir’

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Aslı Odman, işçi aileleri ve halk hareketlerinin verdikleri mücadelenin iş cinayetlerinin sorumlularının cezalandırılması konusunda inanılmaz başarılar elde ettiğini söyledi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 28 Nisan “Dünya İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybeden ve Yaralananları Anma Günü” nedeniyle Petrol-İş Sendikası Genel Merkezi’nde ailelerin katılımıyla etkinlik düzenledi.

Etkinlikte konuşan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Aslı Odman, dünyada işçi ailelerinin verdikleri mücadelelerden örnekler anlattı.

28 Nisan’ın ilk olarak Kanada’da anma ve kalanlar için mücadele etme günü olarak belirlendiğini belirten Odman, bu günün pek çok ülkede kabul edildiğini, Türkiye’de de yas ve adalet günü olarak kabul edilebileceğini söyledi. İş cinayetleri için “Olayın boyutu olağan değil” diyen Aslı Odman ekledi: “Her sene dünyada 2,5 milyona yakın insan iş kazalarında ölüyor. İvedik, Tuzla, Zonguldak ani ölümler dışında aspest gibi kanserojen maddelere insanlar maruz kalıyor. Dünyada 440 bin kişi, yani 15 saniyede bir 1 çalışan meslek hastalığı nedeniyle ölüyor. Her gün 6 bin 300 işçi ölüyor. Hepsi engellenebilir.”

Türkiye’de meslek hastalığını kayıt altına alınmadığını belirten Odman, meslek hastalıkları sonucu senede 15 bin ila 30 bin çalışanın yaşamını yitirdiği bilgisini verdi.

Odman, Türkiye’de 150 bin kişinin kansere yakalandığını, bunların yüzde 10’unun çalıştığı iş yüzünden öldüğünü söyledi.

Aspestin en ölümcül maddelerden olduğuna dikkat çeken Odman, bu maddenin dünyada 55 ülkede yasaklandığını, Türkiye’de yakın zamanda yasaklandığını hatırlattı. Odman, maruz kaldıkları baskı nedeniyle yaşanan iş yeri intiharlarının da kayıt altına alınmadığını söyledi.

“Bugünkü teknolojik seviyede hiçbir kazanın önlenmemesi için neden yok” diyen Odman, iş yerinde can güvenliği ve işçi sağlığını sağlamanın sorumluluğunun patronda olduğunu, ikinci olarak da kamu barışı ve kamu güvenliği adına denetim yapması gereken devlette olduğunu kaydetti. Odman, “Bunların yapılmaması dünyada iş suçu diye nitelendirilir. Canı koruyacak tedbirlerin alınmamasına iş suçu deniliyor” dedi. Odman, bu suçun ceza hukukunda da yeri olduğunu anlattı.

İşçi ailelerinin iş cinayetleri davalarını takip etmesi gerektiğini, bunun bir intikam değil sonraki iş cinayetlerini önleme çabası olduğunu dile getiren Odman, “Sorumlular cezasız kaldığı sürece iş suçunu işlemek maliyet haline geliyor. İşveren için hesaplanabilir hale geliyor. Kamuoyunun baskısı olmadığı sürece, itibar imaj kaybı olmadığı sürece -çünkü patron için imaj-itibar çok önemlidir- önlem alınmıyor. Bunun için dayanışarak uzun ceza davalarına müdahilliği elden bırakmamak ve kamuoyu baskısı oluşturmak gerekiyor. Cezasızlık bir sonrakinin mezarını kazmak anlamına geliyor” diye konuştu.

Dünyada bu davaları sonuna kadar götüren ailelerin başarılar elde ettiğini kaydeden Odman, aspestin dünyada en büyük lobilerden olduğunu, buna rağmen ailelerin mücadelesi ve halk hareketleri sonucu yasaklandığını anlattı. Odman, “Devletin kurumları dahi yargılanmış ve ceza almışlar, denetim ve halk sağlığını yerine getirmeme suçundan” dedi.

Almanya merkezli Thyssenkrupp Grup’un Torino’daki bir fabrikasında 2007 yılında bir patlama meydana geldiğini ve 7 işçinin yaşamını yitirdiğini anlatan Odman, ailelerin dava açtığını ve bir kampanya başlattığını, işkolunda örgütlü sendika, belediye ve bölge halkının da katılımıyla bir mücadele yürütüldüğünü söyledi. Odman, sokak gösterileri düzenlendiğini, her duruşmaya geniş katılım sağlandığını ve 4 sene sonucunda şirketin en üst düzey yöneticisi, genel müdürünün taammüden adam öldürmekten, diğer 5 yöneticinin de bilinçli taksir ile adam öldürmekten ceza aldıklarını söyledi.

Odman, Fransa’da çok önemli bir üretim maddesi iken aspestin halk hareketi sonucu yasaklandığını kaydetti.

İSİG üyesi Murat Çakır oa işçi ailelerinin mücadelesinin koordinasyonun sağlanması gerektiğini ifade ederek, “Bu ülkede işçiler ölüyor. Her ay net veriler olmamakla beraber 200 ila 300 işçi hayatını kaybediyor. Bu binlerce işçi ailesinin etkilenmesi demek” diye konuştu.

YERİN DİBİNE GİR BAKAN

Kapitalist üretimin işçi ölümlerinden yükseldiğini kaydeden Çakır, şöyle konuştu: “En temel mücadele edilmesi gereken güç sermeye ve yine onların iktidarları hükümetleri bugün AKP, yarın başka bir isim olabilir. Ama AKP iktidarı özel olarak kader diyor, vadeleri dolmuş diyor, Çalışma Bakanı dün 10-15 işçinin ölmesi doğal derken, bugün ‘bir işçi öldüğü zaman yerin dibine giriyorum’ diyor. Yerin dibine gir bakan, ne denilebilir ki.”

Çakır, emek örgütlerimize de şöyle seslendi: “3 gün sonra 1 Mayıs. 1 Mayıs’ın bayrağı kızıl ve bu rengi veren hayatını kaybeden işçiler. Bu anlamda işçilerin sağlıklı ve güvenli çalıma mücadelesinin en önemli unsuru olacaklarına inancım tamdır.”

Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Berna Güler Müftüoğlu ise iş cinayetlerinin önlenmesi için kamusal mücadeleye ihtiyaç olduğunu söyledi.

Petrol-İş Sendikası Genel Mali Sekreteri İbrahim Doğangül, “Bu buluşmayı son derece önemli buluyorum. Ölen biziz, sömürülen biziz. İş cinayetlerine, meslek hastalıklarına maruz kalan biziz” dedi. İş cinayetlerinin önlenmesi için daha fazlasını yapacak güce sahip olduklarını belirten Doğangül, ekledi: “Yeter ki bir araya gelelim ve tepkimizi örgütlü bir şekilde ortaya koyalım.”

ETHA

‘Kan parasını almak bir sonraki işçinin mezarını kazmak oluyor’

28 Nisan Dünyada Çalışırken Hayatını Kaybedenlere Yas ve Anma Günü’nde konuşan Öğretim Görevlisi Aslı Odman , dünya genelinde mücadele yürüten hayatını kaybeden işçi ailelerinin kazanımlarını anlattı. Odman sunumunda, dev firmaların patronlarının yargılanarak ceza aldığını hatta fabrikaların kapandığına dikkat çekti.

Dünyada İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas günü dolayısı ile düzenlenen etkinlikte konuşan Aslı Odman, yakınlarını kaybeden aileleri mücadeleden vazgeçmemeye çağırdı. “Tazminat veya kan parasını alıp ceza davasına müdahillikten vazgeçmek bir sonraki iş suçunu mümkün kılar. Bir sonraki işçinin mezarını kazmak olur”dedi.

HER 15 SANİYEDE BİR İŞÇİ…
Odman, hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin nasıl mücadele yürüttüğünü ve nasıl motor güç olduğunu anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Dünyada her sene 2 milyon 300’den fazla kadın ve erkeğin çalışırken öldüğüne dikkat çeken Odman,işyerinde kullanılan kanserojen maddeler, tozlar, radyoaktivite vs. her sene 440 bin çalışanı öldüğünü belirtti. Odman, “ Her 15 saniyede bir bir işçi çalışırken ölüyor!” dedi.
‘KALKINMANIN BEDELİ KAN İSE BİZ TÜM BORCUMUZU ÖDEDİK’
“Dünyada daha çok insan, savaşlarda değil, çalışmaya yollandığı işler yüzünden ölüyor!” diyen Aslı Odman, sunumunu görseller üzerinden gerçekleştirdi. 90’larda kullanılan bir afişi gösteren Odman, işçilerin iş cinayetlerini anlatmak için “‘Tüm bu refah ve kalkınmanın bedeli kan ise, biz tüm borcumuzu ödedik!’” sloganını kullandığına dikkat çekti.
Odman, Türkiye’de ki tabloyu ise “Her sene en az bin 500 kadın ve erkek iş kazalarında, yani günde en az 4 çalışan ölüyor” diyerek anlattı.
“Kayıt altına alınamayan meslek hastalıkları sonucu senede en az 15 bin ila 30 bin çalışan ölüyor olmalı!” diyen Odman, kanserler içinden mesleki kanser oranı ise yüzde 10 civarı + sair hastalıklar olarak açıkladı.
HER ÖLÜM KAYITLARA KAZA OLARAK GEÇMİYOR
Odman, işyeri intiharlarının, ‘ofis içi şiddetin’, meslek hastalıklarının, sigortasız çalışanların kazalarının kaydedilmediğine de dikkat çekti.
Aslı Odman, bugünün dünyada devletler tarafından ulusal yas günü olarak anıldığını hatırlatarak “Türkiye de yas ve adalet günü olmalı. Bizler kalanlar için de adalet istiyoruz.” Dedi.
‘BİRİNCİ SORUMLULUK PATRONLARIN İKİNCİSİ ONLARI DENETLEYEN DEVLETİNDİR’
“Hiçbir kazanın hastalığın engellenmemesi için neden yok” diyen Odman, şöyle konuştu; “İş yerinde iş güvenliği ve sağlığını sağlamanın sorumluluğu patronundur. İş kanunda da bu böyle yazıyor. İkinci sorumlulukta bu işyerlerine yatırımların yapılıp yapılmadığını denetleyecek olan devlettir. Bu tedbirlerin alınmaması da iş suçudur. Ceza hukukuna göre bunların suçu vardır. ‘Başkasını tehlikeye atma’, ‘Onura ve cücut bütünlüğüne saldırı’, ‘Tehlikedeki insana yardım etmeme’ suçlarıdır.”
‘KAN PARASINI ALMAK BİR SONRAKİ İŞÇİNİN MEZARINI KAZIYOR’
Ailelerin ceza davalarını takip etmelerinin önemini belirten Odman, “Bunu intikam için değil bir sonraki iş cinayetine karşı bir önlem, Bir başka AVM’de bir başka Ostim’de olmasın diye yapmalıyız. Bir sonraki iş suçunu engellemek için bu yapılmalıdır. Bir kamuoyu baskı oluşturulmalıdır. Şirketlerin imaj ve itibarlarına dokunulmadığı sürece 100 milyarlık 200 milyarlık tazminatla iş bitebiliyor. Büyük bir kamuoyu baskısı yaratılmalı. Tazminat veya kan parasını alıp ceza davasına müdahillikten vazgeçmek bir sonraki iş suçunu mümkün kılar” diye konuştu.
Fatma Kelleci / Emek Dünyası

Siz bu haberi okurken, 12 işçi daha hayatını kaybedecek!

Bu haberi okuma sürenizin 3 dakika süreceğini varsayarsak, bu üç dakikada tam 12 işçi, iş cinayetleri sonucunda hayatını kaybedecek. Dünyada her 15 saniyede bir işçi çalışırken hayatını kaybediyor. 28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma Günü”nde, söz işçi ailelerindeydi.

Dünyada her 15 saniyede bir işçi hayatını kaybederken, her 15 saniyede 160 işçi de iş kazası geçiriyor. Dünya genelinde yılda tam 2 milyon 300 bin işçi hayatını kaybediyor. Türkiye’de resmi rakamlara göre günde 4 işçi hayatını kaybederken, kayıt dışı rakamlarda hesaba katıldığında Türkiye’de her yıl 30 bin işçinin iş cinayetleri sonucunda hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Ölen işçilerin aileleri bir araya geldi

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi işçi ölümlerine dair önemli bir etkinlik gerçekleştirdi. Türkiye’de daha önce anması yapılmayan ve ilk olarak Kanada’da başlayan, “28 Nisan Dünya İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma/Yas Günü”nde, Türkiye’de çeşitli iş cinayetleri sonucunda hayatını kaybeden işçilerin ailelerini bir araya getiren İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, iş cinayetlerine dair birçok konuda önemli konuda bilgilendirmede bulundu.

İşçi katliamlarının skandal boyutları
Etkinlikte işçi ölümlerine ve 28 Nisan anma ve yas gününe dair bilgi veren bir sunum yapan İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Aslı Odman, anma gününün 1980’lerin sonuna dair Kanada’da başladığını söyledi.
Daha sonra birçok ülkede sendikalar eliyle çeşitli anmaların yapıldığı bu günün kimi ülkelerde verilen mücadeleler sonucunda devlet tarafından da kabul edildiğini belirten Odman dünyada ve Türkiye’deki işçi ölümlerine dair şu verileri sundu:

-Her sene 2 milyon 300 bin’den fazla kadın ve erkek işçi çalışırken hayatını kaybediyor.

-İşçiler senede 337 milyon iş kazasına maruz kalıyor ve yaklaşık 160 milyon kere çalışma nedenli hastalıklara yakalanıyor.
-İş yerlerinde kullanılan toksik maddeler her sene 440 bin işçiyi öldürüyor.
-Sadece asbest kullanımına bağlı senede hayatını kaybeden işçi sayısı 100 bin.
-Her 15 saniyede, bir işçi çalışırken ölüyor.
-Her 15 saniyede 160 işçi iş kazası geçiriyor.
-Her gün 6 bin 300 işçi çalışırken ölüyor.
-Dünyada savaşlardan çok, çalışırken ölüm gerçekleşiyor.
“Türkiye’de 30 bin işçi ölüyor”

Türkiye’de her yıl resmi rakamlara göre bin 500 işçinin öldüğünü ve günde 4 işçinin hayatını kaybettiğini belirten Odman, kayıt dışı rakamlar düşünüldüğünde bu sayının en az 15 bin ila 30 bin arası değiştiğini söyledi.
“İş cinayetlerinin sorumluları belli”

Tüm bu iş kazalarının engellenebileceğini vurgulayan Odman, işverenlerin maliyet olarak gördüğü işçi sağlığı önlemlerinde, denetlemeyi yapmayanların ve iş yerlerinin doğrudan doğruya suçlu olduğunu ifade etti.
Dünyada işçi ölümleri sonucunda ailelerin verdiği mücadelelerin çok önemli kazanımlarla sonuçlandığını belirten Odman, benzer şekilde işçi ailelerinin mücadelelerini sürdürmeleri gerektiğini söyledi.

Söz işçi ailelerinde

Odman’ın yaptığı sunumun ardından, Ostim-İvedik, Davutpaşa, Tuzla tersaneleri, tekstil işçileri, enerji işçileri ve daha birçok iş kolunda meydana gelen iş cinayetlerinde ölen işçilerin aileleri sırasıyla konuşmalarını gerçekleştirdi.

Ostim-İvedik’de ölen Dilek Gürer’in ağabeyi Nihat Gürer: Biz bir şirketin 3 kuruş fazla kar etmek istemesi yüzünden canımızı kaybettik. Bu ölümün ardından 20 işçi ailesi bıkmadan mücadelemizi sürdürdük. Sadece tüp firması suçlanırken, biz sorumlu olan herkesin yargılanması için çalışıyoruz. Bu süreçte yanımızda hiç destek göremediğimizi de söylemek istiyorum

Davutpaşa’da hayatını kaybeden işçi ailelerinde İdris Çabuk: Yaklaşık 4,5 yıl önce bu olay başımıza geldi. Maalesef böyle iş cinayetleri sürekli başımıza geliyor. Biz cinayetin ardından Bir Umut Derneği ile birlikte mücadeleye başladık. Parayı alıp çekip gitmeyi düşünmedik. Biliyoruz ki biz bu ülkede hukuk güçlü olandan yana haklı olandan yana değil… O dönem İstanbul Valisi olan Muammer Güler, sorumluları korudu. Neden koruduğunu milletvekilliğine yükselince anladık.

Zonguldak Maden işçileri adına Tunay Kebapçı: Oğlumu kaybettim. Büyük ihmaller vardı gerek özel şirket gerek devlet kurumlarının çok üzgünüm.

Satılmış Kocakaya: Ben de oğlumu kaybettim. (Ağlayarak konuşmasını sürdüremedi)

Tuzla Tersane işçileri aileleri adına Ruhiye Temel: 2006 yılında eşimi kaybettim. İşçi ölümleri biliyorsunuz ki en çok tersanelerde yaşanıyor. Benim eşimin vücudu patlamanın ardından yüzde 95 oranında yanmıştı. Olayın ardından çok üzülerek kan parası için masaya oturduk. Buna mecburdum çocuklarım için…

Elektrik işçileri adına ölen BEDAŞ işçisinin ağabeyi Mustafa Keleş: 2 yıl önce Gaziosmanpaşa’da kardeşim öldü. Bu ölümün tek sorumlusu işini bilmeyen insanların daha ucuz olduğu için işe alınmasıydı. Aradan iki yıl geçti ancak hala dava açılamadı. Bir gün herkese adalet lazım olur diyor siyasiler ama adalet bize gelince her nedense yok oluyor.

Gülseren Yurttaş’ın kardeşi Hatice Yurttaş: Ablam Sarayburnu’nda bir vincin devrilmesi sonucunda öldü. İşçi ölümlerini engellemek için alınması gereken önlemler açıkça maliyet olarak görüldüğünden bu ölümler bu kadar kolay gerçekleşiyor. Buna karşı tüm işçi aileleri birlikte olmalıyız.

Van depreminde hayatını kaybeden DHA muhabiri Selahattin Yılmaz’ın eşi: Ağlayarak konuşamadı…

İş cinayetinde ölen ev emekçisinin eşi Hüseyin Algan: Eşim pencereleri silerken düşerek öldü. Vefat ettiği evden bir kez dahi aranmadık. Söyleyecek çok şeyim yok…

(soL – İstanbul)

“Merhamet değil, Adalet İstiyoruz”

İş cinayetlerinde ölen ve yaralanan işçilerin aileleri, 28 Nisan Dünya İş Kazası Kurbanlarını Anma/Yas Günü’nde,‘Merhamet Değil Adalet İstiyoruz’ çağrısıyla düzenlenen panelde,bir araya geldiler.

Panel başlamadan önce ölen işçiler için saygı duruşu gerçekleştirildi.

Panelin içerik sunumunu Marmara Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Berna Güler Müftüoğlu yaptı. Müftüoğlu, ‘’Her daim müdahil olmak gerekiyor. Güç birliği çok önemli. Dayanışma mücadeleyi daha etkin kılacaktır. Daha fazla kamusal mücadele gerekli.’’ şeklinde konuştu.

Kapitalizm öldürüyor

Panelin açılış konuşmasını ise Petrol-İş Genel Mali Sekreteri İbrahim Doğangül yaptı. Doğangül: ‘’Kapitalizm öldürüyor. Yasınızı paylaşmaktan çok bundan sonra iş cinayeti olmasın diye buradayız. Sendika olarak hem çalışma koşullarının iyileşmesi hem de iş cinayetlerini önlemek için çalışıyoruz. Ben hem sendika adına hem de İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi olarak buradayım. Bu anma günü son derece önemli.’’ şeklinde konuştu.

Dünyadan işçi aileleri örnekleri ve 28 Nisan

Aslı Odman da ‘Dünyadan işçi aileleri örnekleri ve 28 Nisan’ başlığıyla bir sunum gerçekleştirdi. Odman, konuşmasında sunumunda şu ifadelere yer verdi: ‘’80’lerin sonunda Kanada’da başlayan mücadeleyle 28 Nisan devletlere yas günü olarak kabul ettirildi. Hem gidenler hem kalanlar için adalet isteme günü bugün. Her sene 2,5 milyona yakın insan iş kazalarında ölüyor. İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu her 15 saniyede 1 insan ölüyor.

Türkiye’de iki çalışandan biri sigortasız. Meslek hastalıklarının %98i kayıt altına alınmıyor.

Her sene kansere yakalanan 150.000 kişinin en az %10’u meslek hastalığı nedeniyle kansere yakalanıyor. İşyeri intiharları Türkiye’de kayıt altına alınmıyor. Tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları engellenebilir. Devletin kamu güvenliği adına işçi sağlığını denetlememesi iş suçu olarak nitelendirilir. Bir sonraki iş suçunu engellemek için sorumluları cezalandırmak gerekiyor. Tek yol dayanışmak, müdahilliği elden bırakmamak.’’ Odman sunumunda, dünyada ölen işçilerin ailelerin verdikleri mücadelelere ve sonuçlarına yer verdi.

Odman’ın ardından işçi aileleri temsilcileri konuşmalarını yaptılar.

OSTİM’de 2010’de gerçekleşen patlamada ölen işçilerden Nihat Gürer’in yakınları, 8 Haziran’da 7. duruşmanın yapılacağını, 20 aile olarak mücadele ettiklerini, hiçbir yerden destek görmediklerini ve birlikte mücadele etmenin önemli olduğunu ifade ettiler.

Yılmayacağız, korkmuyoruz

2008’de Davutpaşa’da gerçekleşen patlamada ölen işçilerin aileleri adına konuşan İdris Çabuk, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: ‘’4,5 yıl önce böyle bir hadise gerçekleşti. O güne kadar iş cinayetlerini hep göz ardı ettiğimizi fark ettik. Ödenen maddi tazminatları yeterli bulup, susup oturmadık. Devlet kurumları suçlarını örtmek için her yolu deniyorlar. Maalesef Vali Güler o zaman vatandaş yerine memurunu korumuştu. O kişi valilikten sonra milletvekili oldu.

Onlar paranın ve hırsın yanında yer alıyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni bu yüzden davaya ekleyemedik. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Zeytinburnu Belediye Başkanı’nın yargılanmasına izin verdi. Bir yol açtık, yılmayacağız. Korkmuyoruz. Çalışan kesimin haklarını arıyoruz, destek bekliyoruz.’’

Her karanlığın bir aydınlığı vardır

Davutpaşa’da ölen işçilerin yakınlarından Hakkı Güleç: ‘’Her karanlığın bir aydınlığı vardır. Örgütlü gücün karşısında hiçbir engel duramıyor. Karşımızda devlet de olsa mücadelemize devam edeceğiz. Sorumluların cezalarını çekmesini istiyoruz.’’ şeklinde konuştu.

Güleç’in ardından Salih Teber ve Adnan Saday konuşma yaptılar.

Davutpaşa’daki patlamada ölen işçilerin yakınlarının ardından Zonguldak Madenci İşçi Aileleri, Tuzla Tersane İşçi Aileleri, Enerji-Sen temsilcisi, Gülseren Yurttaş’ın ailesi, Van Depremi’nde hayatını kaybeden gazeteci aileleri, tekstilde ölen işçilerin aileleri, ev işçilerinin aileleri ve Atlasjet kazasında hayatını kaybedenlerin aileleri konuşma yaptılar. İşçi ailesi avukatı Erbay Yücak da ‘Hukuksal Mücadelelerin Özeti’ başlığıyla konuşmasını gerçekleştirdi.

Sonuç bildirgesinde ise ölen işçilerin ailelerinin acılarının ortak olduğu ve koordineli hareket etmeleri gerektiği, kamuoyu baskısı yaratılması gerektiği, insan canının devlet gözünde ne kadar kıymetsiz olduğunun ortaya çıktığı ifade edildi.

Yarın

Adalet istediler
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 28 Nisan İş Kazalarında Ölenleri Anma ve Yas Günü’nde bir forum düzenledi. Foruma iş kazalarında ölen ve yaralananların aileleri, akademisyenler ve sendikacılar katıldı

Davutpaşa’da, Karadon’da, Ostim’de, Dursunbey’de, Afşin’de, Erzurum’da, Tuzla’da iş kazalarında hayatını kaybeden insanların yakınları ilk kez tüm iş kazalarında hayatlarını kaybeden işçileri anmak için İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin çağrısıyla Petrol-İş Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

Marmara Üniversitesi akademisyenlerinden Berna Güler Müftüoğlu’nun sunumu ve Petrol-İş Genel Mali Sekreteri İbrahim Doğangül’ün açılış konuşmasıyla başlayan forumda Aslı Odman’ın dünyada iş kazalarına karşı ailelerin verdiği mücadele örneklerini anlattığı sunumuyla devam etti. Sunumda Fransa’da aspeste karşı verilen mücadelenin elde ettiği kazanımlar salondaki aileler tarafından ilgiyle izlendi.

Odman’ın sunumunun ardından yakınlarını iş kazalarında kaybeden aileler söz aldı. İlk konuşmayı OSTİM’de hayatını kaybeden işçilerin aileleri aldı. 20 ailenin bir araya geldiğini anlatan OSTİM’li aileler, Davutpaşalı ailelerin kendilerine destek olduğunu söyledi. OSTİM’de hayatını kaybeden Dilek Güler’in abisi Nihat Güler davalarının takipçisi olduklarını söyledi.

OSTİM’li ailelerin ardından Davutpaşalı aileler kürsüye çıktı. Etkinliğe kalabalık bir şekilde gelen aileler adına yapılan konuşmalarda dava süreçleri hakkında bilgiler verildi. Aileler adına konuşan İdris Çabuk, dava açabilmek için 2 yıl uğraştıklarını kaydetti. 5 yıla yakın süredir davanın sürdüğünü belirten Çabuk son olarak Zeytinburnu Belediye Başkanı’nın ifade verme ihtimalinin ortaya çıktığını belirtti. Çabuk, uzun süredir yanlarında olan Bir Umut Derneği’ne de teşekkür etti. Aileler adına konuşan Hakkı Güler de sendikaları ve demokratik kitle örgütlerini adliyelerde kendilerinin yanında görmek istediklerini belirterek “Daha önce böylesi bir destek olsaydı belki de Karadon’da grizu patlaması olmazdı, Esenyurt’ta işçiler yanmazdı” dedi. Davutpaşalı aileler adına konuşan Salih Teber, devlet üzerinde baskı oluşturmak gerektiğini ifade ederken Adnan Saray da 1 Mayıs’ta alanlarda olacaklarını söyledi. Davutpaşalı aileler, 28 Nisan’ın Türkiye’de de iş kazalarında ölenleri anma günü olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Davutpaşalı ailelerin ardından Zonguldak Karadon’da hayatını kaybedenlerin yakınlarından Turan Kebapçı ve Satılmış Kocakaya söz aldı. Kebapçı, Karadon’daki kazada taşeron Yapıtek Şirketi’nin ve onu denetlemeyen devletin kusurlu olduğunun bilirkişi raporlarıyla belgelendiği halde davanın sürdüğünü belirtti. Satılmış Kocakaya konuşamayacağını söyledi. Bunun üzerine söz isteyen eski Yer Altı Maden-İş Genel Başkanı Çetin Uygur, madenlerdeki çalışma koşulları hakkında bilgiler verdi.

İşverenler baş sağlığına bile gitmiyor
Uygur’un ardından Tuzla tersanelerinde hayatını kaybedenlerin yakınları kürsüye çıktı. Ruhiye Levent, 2007’de eşini iş kazasında kaybettikten sonra kan parası teklif edildiğini belirtti. O süreçte tersane avukatının Levent’e telefonda söyledikleri oldukça manidar: “Bir tek sizin eşiniz mi ölüyor, bir sürü insan ölüyor tersanelerde herkes sizin gibi yapsa ne olur?” Levent, daha sonra yapılan eylemlerde tersane patronunun kendisini provokatör ilan ettiğini belirterek “Eğer tersane sahibi kazadan sonra baş sağlığına gelseydi beni tanırdı ve provokatör demezdi” dedi. Levent’in ardından Limter-İş Genel Sekreteri Hakkı Demiral söz aldı. 20 yaşındaki oğlunu tersanede iş kazasında kaybeden Demiral, “Ölümü ensemizde hissederek çalışıyoruz” dedi. İş kazalarına karşı 27-28 Şubat 2008 tarihinde grev yapan ilk sendika olduklarını sözlerine ekleyen Demiral işçi sağlığı ve güvenliğini sağlamanın sendikaların asıl görevi olduğunu söyledi. Demiral konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Biz aileler olarak siyasi görüşlerimiz, dinimiz, inancımız ne olursa olsun aileler olarak canımızın bir parçasını toprağın altında bırakmak zorunda kalanlar olarak birbirimize muhtacız.”

Demiral’ın ardından kürsüye 2 sene önce elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden BEDAŞ işçisi Erkan Keleş’in abisi Mustafa Keleş çıktı. Keleş, olaydan sonra BEDAŞ’tan kimsenin başsağlığı için gelmediğini söyledi. Keleş, adaletin herkese lazım olduğunu ancak iki yıldır adalet namına hiçbir şey görmediklerini belirtti ve Erkan’ın eşinin ruh sağlığının bozulduğunu söyledi. Keleş’in ardından Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal söz aldı ve enerji işçilerinin yüzde 70’inin taşeron şirketlerde çalıştırıldığını söyledi. İş kazaları konusunda ellerinden geleni yaptıklarını ve örgütlü oldukları işyerlerinde güvenlik önlemi alınmadığı zaman işi yaptırtmadıklarını da söyledi.

Kartal’ın ardından iş kazasında hayatını kaybeden harita mühendisi Gülseren Yurttaş’ın kardeşi Hatice Yurttaş söz aldı. Yurttaş, iş kazalarının patronlar maliyetten kaçındığı için yaşandığını belirterek bu olaylarda ailelere büyük bir sorumluluk düştüğünü söyledi.

Yurttaş’ın ardından Van’daki Bayram Otel’de hayatını kaybeden gazeteci Sabahattin Yılmaz’ın eşi Gönül Yılmaz ve Bayram Otel’de yakınlarını yitirenler kürsüye çıktı. Yılmaz konuşamayacağını söyledi. Yılmaz’ın ardından söz alan Hale Erol da babasının hasar tespiti için Van’a gittiğini ve Bayram Otel’de hayatını kaybettiğini söyledi. Erol, dava açma aşamasında olduklarını söyledi.

Erol’un ardından, iş kazasında hayatını kaybeden ev işçisi Fatima Aldal’ın eşi Hüseyin Aldal söz aldı. Aldal, eşinin çalıştığı ev sahiplerinin bir yıldır aramadığını söyledi ve davalarının sürdüğünü belirtti. Aldal’ın ardından Ev İşçileri Dayanışma Sendikası Başkanı Gülhan Benli bir konuşma yaptı.

Ev işçilerinin ardından Ankara’dan bir galvaniz işçisi galvanizin üretim sürecinin oldukça tehlikeli olduğunu belirtti ve galvaniz işçilerinin gerekli önlemler alınmadan ölümle burun buruna çalıştırıldıklarını söyledi.

Galvaniz işçilerinin ardından tekstilde çalışan bir yakınını iş kazasında kaybeden Ercan Zincir söz aldı ve dava açmaya hazırlandıklarını söyledi. Zincir’in ardından söz alan bir pilot, 30 Kasım 2007’de Isparta’da düşen Atlasjet’le ilgili bilgi verdi. 57 kişinin hayatını kaybettiği kazanın nedeninin taşeronlaştırma olduğunu söyleyen pilotun ardından kazada yaşamını yitirenlerin yakınları da söz aldı.

Kamu kurumunun sorumluluğu ekseni
Kürsü konuşmalarının ardından iş kazalarında hayatını kaybedenlerin ailelerinin avukatlarından Erbay Yucak söz aldı. Yucak iş kazalarında özellikle kamu kurumlarının sorumluluğu bulunduğunu ve bu eksende dava açtıklarını söyledi. Davutpaşa davasının böyle bir dava olduğunu ifade eden Yucak bu dava bir idare davası olduğunu belirtti. Yucak, emek örgütlerinin işinin gücünün işçi sağlığı ve güvenliği olması gerektiğini belirtti.

28 Nisan Türkiye’de İş Kazalarında Ölenleri Anma Günü olmalıdır
Yucak’ın ardından sonuç bölümüne geçildi. Murat Çakır, forum boyunca 28 Nisan’ın iş kazalarında ölenleri anma günü olarak kabul edilmesi talebinin yanı sıra 1 Mayıs’ta da iş kazalarının bir gündem haline getirilmesi gerektiği sonucunun çıktığını söyledi. Çakır ayrıca iş kazalarında hayatını kaybedenlerin ailelerinin koordinasyonunun sağlanması gerektiğini de söyledi. Çakır’ın konuşmasının ardından etkinlik son buldu.

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://insaattaisguvenligi.com/2012/04/29/isci-aileleri-merhamet-degil-adalet-istiyoruz/

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.